Ana içeriğe atla

Aktarıldı: Bölüm 6: "Ama o durum farklıydı aga!"

Neler neler?

Çok anlamsız. Hiç alışamayacağım bu durumlara sanırım. İnsanların kendileri gibi olmamaları çok acı. Hem de fazlasıyla…

Her zaman olduğum gibi bir insan olmanın taraftarı idim. Ki bilirim Veccal’de öyledir hem de fazlasıyla. Tamam, hepimizin küçük rolleri vardır bunları inkâr edemem, etmeyeceğim hepimiz bunları yapıyoruz. Kâh hoşlandığımız insan, kâh üzüntülere maske… Fakat tek doğru bulmadığım bir durum var! İnsanlar dostlarına rol kesmemeli! Kesmeyecek! Gururunu, hırsını dostlarına vurmayacak! İçeride olaylar fırtınalar kopacak, ağlayacak, güçsüz hissedecek ama dostu bilecek dışarısına rol yapacak, hırslanacak, gururlanacak…

“İnsan dostuna zarar verir mi?” diye konuşuyorduk kendi aramızda. “Yok canım acımasızlık!” deyip durduğumuz anlardan birinde aklıma şimşek gibi çarpan o anılara dalmış gene uzaklara bakıyordum. Gözünden hiç kaçırmazdı bu durumları sıkı dostum ve zihnimi okur gibi “Ama o durum farklıydı aga!” dedi. Haklıydı, gayet haklıydı! Çok sonradan varmıştık bunun kanısına…

Zamanında arkadaşlık ettiğim bir insanın kararıydı. O da Veccal gibi sıkı dost bildiğim insanlardandı. Veccal pek insanlarla tanışmayı sevmezdi o yüzden çok tanıştırma değildim onunla ama olayları anlatırdım sürekli ve konuşulacak birkaç konu elde ederdik işte. O insandan “RE” diye bahsedeceğim. RE çok alıngan bir insandı bu çok problem değildi. Çünkü iyi bir insan olduğuna inanırdım onun. Sevdiğim şeyleri sever, beraber yapacak birçok şey bulurduk. Sosyal hayatımı onla yaşardım anlayacağınız. İhtiyacım yok değildi. Çünkü artık insanların içine girmeye ve bazı durumları kafayı takmak yerine gülmeyi seçiyordum her şey iyi gayet. Fakat çözemediğim bir şeyler vardı ve yapmacık geliyordu. Peki, hoşnut muydum? Hayır. Ama sesimi çıkarmak istemiyordum. Veccal’e bunlardan bahsetmiyor, lafını dahi açmıyordum. Artık nasıl fazla anlatmaya başladıysam yaşanılan olayları, Veccal bir gün tanışmak istedi. Bu iyi bir adımdı. Üçlü bir ekip! Kafa sayısı fazlalığı! Ve ikiye bölünmek yok artık! Hemen önümüzdeki akşam zaten Nevzat’ın yolları tutulmuştu çaylanıyorduk. Her şey güzeldi fakat Veccal tanımadığım biri gibi davranıyordu. “Neyse yakında kokusu çıkar zaten” deyip kendimi oyalıyordum. Ve RE durmadan bugün yaşadığı olayı anlatıyor, kendisine bunu yapamayacaklarını söyleyip duruyordu. Aslında haksızdı. Çünkü kendini fazla yüksekte görüyordu. Ona göre kimse böyle bir şey yapamazdı ona karşı. Ama yapılmıştı ve bunun acısını bizden çıkarıyor “hönk..” desek ağzımıza yapıştırıyordu lafı. Bu durum iyi değildi ama alışmıştım sesimi çıkarmıyordum ve “Düzelir birazdan.” Deyip duruyordum kendimce. Birden oldu. Veccal birden “Kendi yediğin boku başkası yapınca bağırma. Bağıracaksan onlara bağır. Gücünü dostunla sınama.” Dedi ve RE sustu. Az sonra masadan kalkıp bir şey söylemeden gitti. Veccal’e döndüm fakat bir şey diyemedim haklıydı. “Ne zamana kadar devam edecekti?” dedi. Sustum pek bir şey demek istemedim. “Seni ezip duruyor, sana bağırıyor, sen bir şey deyince üste çıkıyor birde egosu cabası! Ne zamana kadar devam edecekti?!” dedi. “Haklısın ama böyle olmamalıydı” dedim. O gün beynime kazacağım cümleyi sarf etti; “Eğer dostun olsaydı doğruları söylediğinde kalkıp gitmek yerine gururunu eline alır özür diler ve yaptığını düşünürdü. Demek ki dostun değilmiş.”…

“Doğrusun” dedim. O durum farklıydı. “Bazen, dostuna zarar vermek lazım gerçekten iyiliğini istediğin için ama o bunu iyi mi anlar kötü mü anlar o bilir.” Dedim “ha şunu bileydin!” deyip goy goy çevirdi hemen. Gene ikimizdik. Onca lafa, söze belki hakarete rağmen ne o gidiyordu ne ben! Daimi dosttuk biz Veccal ile. Öyle kalacaktı…

“Geride bıraktıkların mı var? Boş ver! Sana iyi gelen insanların geride ne işi var?

Veccal’e Verdiğim Sözler! – 6. Kısım

Yorumlar

  1. Günümüz dostlukları genelde böyle oldu. Sanırım benim hatamda bunlara alışmak, normal karşılamak. Ufuk açıcı bir yazı oldu, benim için. Yazdığınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu yeni görmem birazcık kötü olmuş. Ben teşekkür ederim okuyabildiğiniz için beni!

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aktarıldı: Bölüm 2: Sebepsiz Kaçamaklar

Kaçmayı mı seçtik yoksa öyle mi gerekiyordu? Gerekli... Dolduğun benlik yetemiyor bazen. Dolduğun diyorum bu duruma çünkü aslında senin olduğun bir durum değil bu. Daha çok doldurduğun bir kumbara orası. Buna yaşanmışlıkları,zevkleri,tatları baz alarak yaparsın. Aslında en unutkanımız bile unutamaz bunları. Oralar öyledir çünkü boşaltamazsın içini kilidin anahtarı kayıptır! İşte bu anahtarı bulma çabasını veririz belki hepimiz. Keşkelerle biat ederiz onları. " Şimdi ki aklım olsaydı keşke! " lafını hiç esirgemeyiz aradığımız zamanlarda. Eski bir dost anımsatır bazen. Bazen bir rüzgar esintisi tazeler yeniden... O günleri çoktan atlatmış geçmişime dair her şeyi silmeye karar vermiştim ve bunu emin adımlarla yapıyordum. Bu sefer koymuştum kafama. " Bir hata yaptım. Ders çıkart ve önüne bak! " diyerek sürekli beynime, benliğime yedirmeye çalışıyordum bunu. Yedirecektim. Başka çaresini göremiyordum kendimce. O zamanlar senle gayet yeni tanışıyorduk Veccal. Hatırlars...

Aktarıldı: Bölüm 4: Onların Kâbuslarında Boğulmak

Uzun bir soluk ve evet! Başlıyoruz. Onların kâbuslarında boğulmak? Ne dediğimi ben de bilmiyorum fakat olay döngüsü içinde sanırım kavrayacağımı umut ediyorum. Diğerlerinin korkusu ile beslenen bir nesil olarak kendimizi tanımlıyoruz artık. Bazen insanlar hakkında basit düşün(e)mediğimiz için çoğu zaman yanılıyoruz belli ki. Peki, bunun için ne yapmayı seçiyoruz? Basit düşünmeyi. Fakat sizde biliyorsunuz şuan bunu söylerken bile dolambaçlı yollardan gidiyoruz. Kendimizi tanıma evresini es geçip insanların kilidini kırmaya çalışıyoruz. Peki neden? Neden çok basit , onların kâbuslarında boğulmaktan vazgeçmiyoruz! “ Çok uzun zaman olmuştu. Bu aralar zaten biliyor olman lazım -çünkü izlediğini bilirim- kafamın içinde savaşlar açıyorum. ” Demiştim. Artık onu tanıyordum zaten. Sürekli neler ile cebelleştiğimi fark ettiği için bu mahcupluk cümlelerimi pek umursamamayı seçerdi ve iki kaş-göz hareketi ile savuştururdu mahcubiyeti. Bunu mağlubiyet gibi görsem bile aslında bu durum i...